Kışın kar yağması sanki genç kızın telli duvaklı gelinliği gibi sade ve güzel,

Yaz, doğan ve batan güneşin muhteşem resitali ile insanın ruhunun derinliklerine iner de iner,

İlk bahar, yeni açmaya çalışan konca gülün muhteşem büyüsünü saklar,

Sonbahar ise eline fırçasıyla resmetmeye bekleyen ressam gibi tüm renklerin cümbüşünde saklı.İnsan çoğu zaman bulunduğu anın kıymetini, o an geçip gittikten sonra anlıyor. Tıpkı mevsimler gibi… Kışın yazı, yazın serin sonbahar akşamlarını, sonbaharda ise baharın tazeliğini özlüyoruz. Oysa her mevsim, kendine has güzellikleriyle hayatımıza dokunuyor; yeter ki bakmayı ve görmeyi bilelim.

Ayrıca, bahar, yeniden başlama cesaretidir. Uzun ve ağır kış günlerinin ardından toprağın uyanışına tanıklık ederiz. Ağaçlar çiçek açar, sokaklar renklenir, insanın içi sebepsiz bir umutla dolar. Bahar bize sabrı öğretir; her şeyin bir zamanı olduğunu, hiçbir karanlığın sonsuza dek sürmediğini hatırlatır. Yeni başlangıçlar için en güzel ilham, belki de ilk tomurcuğun sessiz mucizesidir.

Yaz ise hayatın coşkusudur. Güneşin cömertçe gülümsediği, günlerin uzadığı, kahkahaların sokaklara taştığı bir mevsimdir. Deniz kenarında geçirilen saatler, akşamüstü esen hafif rüzgâr, dost sofralarında uzayan sohbetler… Yaz bize paylaşmayı ve anı yaşamayı öğretir. Yorucu sıcaklarına rağmen, içimizi ısıtan bir neşesi vardır. Çünkü yaz, hayatın “şimdi”sidir.

Sonbahar, dinginliğin ve farkındalığın mevsimidir. Yapraklar sararıp dökülürken, insan ister istemez kendi iç dünyasına döner. Biraz hüzün, biraz kabulleniş taşır içinde. Sonbahar, bırakmayı öğretir: fazlalıkları, kırgınlıkları, artık yük olan duyguları… Her düşen yaprak, hayatın geçiciliğini fısıldar ama aynı zamanda olgunlaşmanın da simgesidir. En derin düşünceler, en samimi cümleler çoğu zaman sonbahar akşamlarında kurulur.

Kış ise sessizliğin ve içe dönüşün mevsimidir. Doğa dinlenir, sokaklar sakinleşir, hayat yavaşlar. Soğuk günlerin ardında saklı bir sıcaklık vardır: soba başında içilen çay, camdan yağan karı izlemek, kalın bir battaniyenin altında okunan bir kitap…

Kış bize durmayı, düşünmeyi ve şükretmeyi öğretir. Her şeyin hızla aktığı bir dünyada, yavaşlamanın da bir erdem olduğunu hatırlatır.

Aslında mevsimler, insanın hayat yolculuğuna çok benzer. Bazen bahar kadar umutlu, bazen yaz gibi hareketli, kimi zaman sonbahar kadar sorgulayıcı, kimi zaman da kış kadar sessiz oluruz. Hangisi olursa olsun, her dönem kendi dersini ve güzelliğini içinde taşır.

Belki de sorun mevsimlerde değil, bizim beklentilerimizdedir. Hep bir sonrakini ister, elimizdekinin değerini gözden kaçırırız.

Oysa hayat, tam da içinde bulunduğumuz anda akmaktadır. Mevsimler değişir, zaman geçer; geriye ise fark edebildiklerimiz kalır.

Bu yüzden her mevsimi olduğu gibi kabul etmek gerekir.

Güneşli günlere sevinirken, yağmurlu günlerin de ruhumuzu beslediğini unutmadan… Çünkü her mevsimin bir güzelliği varsa, hayat da tüm halleriyle anlamlıdır.