Değerli Okuyucularımız her hafta gerek yerel olarak yayın yapan Büyükliman Bölgesinin haftada okuyucularıyla buluşarak abonelerimize ulaştırarak Şalpazarı İlçesinden güncel haberler ve her hafta bize ayrılan köşede bazı değerlendirmeleri siz değerli okuyucularımız ile bazen Gazete sayfaları bazen de web sayfalarından paylaşım yaparak sizlere ulaştırıyoruz. Bu hafta çağımızın haberleşme teknoloji aracı olan birçoğumuzun da anlık olarak paylaşım yaptıkları sosyal medya sayfası aracılıyla geçmişten günümüze kadar olan yaşam kesitlerini ‘’Whatsapp’’ olarak bizim ile paylaşan değerli Çarlaklı mahallesi emekli Postane personeli okurumuz Mehmet İpek’in kaleme aldığı hayallerini canlandırdığı bir makaleyi sizler ile paylaşıyoruz.

Trabzon İline bağlı 18 İlçeden birisi olan Şalpazarı İlçemize bağlı 30 mahalleden birisi olan 2024 TUIK verilerine göre 158 kişinin yaşadığı Çarlaklı Köyü, Trabzon il merkezine 73 km, Şalpazarı ilçe merkezine ise 6 km uzaklıktadır. Sahile olan mesafesi yaklaşık 12 km’dir. Köy, Karadeniz ikliminin etkisi altındadır ve en yüksek noktası 1000 metre rakımlı İzmiş Tepesi’dir.

Köyün eski adı “Çardaklı” olup, bölgede bulunan arı çardaklarından dolayı bu ismi almıştır. Zamanla bu isim “Çarlaklı” olarak kayıtlara geçmiştir. 16. yüzyıl kayıtlarında yerleşimden bahsedilmemektedir; ancak 1835 yılı nüfus defterinde “Akhisar Deresi” (Şalpazarı) idari yapılanması içerisinde bir köy olarak görülmektedir.

Köy, tarih boyunca çeşitli göç hareketlerine sahne olmuştur. Akçaabat, Giresun (Zıva ve Tirebolu Çeğel), Beşikdüzü (Türkelli ve Hoplu mahalleleri) ve Rize (Gürgenli) gibi bölgelerden göçler almıştır. Bu göçler, köyün demografik yapısını ve kültürel zenginliğini şekillendirmiştir.

Çarlaklı mahallesi sakini Mehmet İpek konuşmalarına şöyle devam ediyor. Yılını hatırlamıyorum fakat küçüktük belki ilkokul dört beşinci sınıfa gidiyorduk köyümüzün yolu yoktu köyümüzde elektrik yoktu mısır öğütmek için bir 2 km derin vadilere inip Ağasar deresindeki değirmenlerde orada mısır un olarak öğütüp eve getiriyorduk ekmek yapıp yiyorduk, bir de değirmene mısırı çuvallara koyar. Yöresel iplerden anne ve kız kardeşlerimiz tarafından göz nuru ile işlenen dırmac dediğimiz örme renkli yöresel halatlarla yük yapılırdı mahallede iki üç kişi birleşir arkadaş olur değirmene gidilirdi, değirmene daha çok kadınlar giderdi ama erkeklerde giderdi, o zaman ırmaklarda sular gür akardı değirmenlerde sularla ilgili bir sorun olmazdı, bir gün söylediler ki filanca yerde dozer var hayatımızda dozer görmedik çocuktuk hep beraber dozeri görmeye gittik.

Un Öğütmek İçin Gittiğimiz Değirmenden , Dozer Görmeye Gittik

Baktık küreği halatlarla bağlı o şekilde çalışıyor eski dozerler, Beşikdüzü’nün Kızılağaç köyünden yukarı Yumru dağını aşıp Mehmeduğun kırana gelen o yol köyümüze tepeden aşağı geldi daha sonra dozeri aldılar vermediler bize, kompresör vardı kompresörü de almaya geldiler fakat ağaçlardan kızak yaptılar kızakla yoldan bir alta kaydırdılar böylece kompresörü alamadılar çünkü yol devam etmesi lazımdı yolun bir kısmı kazma ve küreklerle yapıldı daha sonra ortaokula gidiyordum tabii ki yol çalışmaları hâlâ devam ediyor kompresörün yanına bir de dozer verdiler biz ortaokula gidip sabahtan yürümeye gidiyoruz yürüme geliyoruz yüz kuruş yani bir Lira okul harçlığımız vardı Cırığu değirmen yanına yaya patika yollardan bir iki kilometre kat edip inerdik bazen arabaya binerdik fakat araba elli kuruş bu sefer paramız azalırdı yemeye harçlık kalmazdı zaten günlük yediğimiz elli kuruşluk çeyrek ekmek elli kuruşluk helva idi bazen ıslanırdık bazen üşürdük zorluklar çoktu ama o yolu gidip gelirdik, tabiki okuldan köye yedi 8 km belki de daha fazla gelir gelmez hemen yola bakıyoruz acaba yol ne kadar geldi diye, yol en sonunda köye indi mahalleler yola kavuştu hiç unutmam dozer kapımızda idi bakıyordum çok değişik duygular ki çocukluk duygusu içime sığmıyordu dozer kapımıza gelmiş duruyordu, yıllar önce adını dahi duymamış görmemiştim ama merak edip gidip baktığımız dozer şimdi kapımıza gelmişti, bir rüyadan uyanmış gibi oldum ama rüya değil gerçekti, o yoldan bir tane araba geldiği zaman geldiği zaman çok seviniyorduk adeta bayram yapıyorduk, köyümüzde. rahmetli Almancı Ali Çolak vardı bir jip tutmuştu o zamanlar yeşil jipler vardı bizim Beşikdüzü Vakfıkebir’de çok kullanılırdı rahmetli Ali Çolak amca ile beraber jiple köyün başına geldik yol köyün başına daha yeni aşıyordu neyse jipten indiler taşları sağa sola atıp jipin burunu köyden görünür hale getirdiler arabanın kornalarını uzun uzun çaldılar ilk araba kornası o zaman köyümüzde yankılandı, bu sadece araba kornası değildi medeniyetti biz çocuklara da en büyük dersti, çünkü fakirlik vardı kimi ineğini kimi koyununu satı kimi borç etti o hizmete katkıda bulunmuştu, şimdi o büyüklerimi rahmetle ve saygı ile anıyorum diyerek bize gönderdiği bu anısını siz değerli okuyucularımız ile paylaştık. Eminim bu makaleyi okuyunca hepiniz hayalinizde kafanızda kendi çocukluğunuzu canlandıracaksınız diye düşünerek bu haftada bize ayrılan köşeden haftaya görüşmek üzere hoşça kalınız diyorum.