Bir şehri tanımanın en kolay yolu sokaklarında yürümek, en doğru yolu ise müzelerine uğramaktır.

Çünkü müzeler, yalnızca geçmişten kalan eşyaların sergilendiği yerler değil; toplumların hafızasını koruyan, kültürü geleceğe taşıyan ve insanlara kendilerini anlama fırsatı sunar.

Zamanın hızla aktığı, gündelik telaşın çoğu zaman geçmişi unutturduğu çağımızda seyahat anlayışı da değişiyor. Artık insanlar sadece fotoğraf çekilecek yerler değil, hikâyesi olan mekânlar arıyor. Bu yerlerin başında da müzeler geliyor.

Bir şehrin meydanını görmek güzel olabilir; ancak o meydanın nasıl şekillendiğini, kimlerin iz bıraktığını öğrenmek o deneyimi derinleştirir. İşte bu noktada müzeler devreye girer.

Tam da bu anlayışla yolum İzmit’e düştü. Misafirleri olduğum yeğenim Ali Seyfi ve kıymetli zevceleri Betül Hanım’ın önerisiyle SEKA Kâğıt Müzesi’ni gezme fırsatı buldum.

1936 yılında Türkiye’nin ilk kâğıt fabrikası olma özelliği taşıyan bu fabrika 2005 yılında özel sektörle mücadeleye dayanamadığı ve kendini yenileyemediği gerekçesiyle kapatılarak Kocaeli Büyükşehir belediyesine devredilmiş.

2007 yılında burası müzeye dönüştürülme kararı alınmasının ardından geniş uzaman ve araştırmacı ekip ile paydaşların katkısıyla yanı konularında uzaman kişilerin desteğiyle başlatılan proje aslına uygun olarak müzeye dönüştürüldü.

Müzenin içerisinde özellikle öğrencilerin dikkatini çekecek ve eğlenecekleri bilim müzesinde her detay düşünülmüş ve uygulamalı olarak öğrencilerin kullanımına sunulmuş. Öğrenciler burada ailelerinin kontrolünde bire bir deneyimleme yapabiliyor.

Müzenin ilk girişinden kâğıdı, kâğıttın tarihini, üretim süreçlerini her yönüyle keşfedecek; bir idealist adam Mehmed Ali Kâğıtç’ının düşlerini, sosyal dönüşüm modeli ve endüstri mirası olan SEKA’nın öyküsüne tanıklık ediyorsunuz. Kağıtın ham maddesi olan tomruk olarak girişi ile başlayarak serüveninin kâğıt olarak fabrikadan çıkışı sürece aşama aşama gözler önüne seriliyor. O günkü fabrikada çalışan makinelerin tamamını deneyimleyebiliyorsunuz.

Etkilenmemek mümkün değil. Ülkemizin tarihi burada yatıyor. Ne şartlarda ne şekilde nasıl karar verilmiş ve tüm resmî belgeler sergilendiği bölümler insanı cezbediyor.

Müzede beni en çok duygulandıran yer ise belki mesleğimiz gereği aşırı ilgi duyduğum “Fotoğraf Teknolojileri Müzesi” oldu. 1826 yılında çekilen ilk fotoğraf ve 1861 yılında James Clerk Maxvel tarafından çekilen ilk renkli fotoğrafı görme ve inceleme fırsatı buldum. Müzede ayrıca ilk çıkan fotoğraf makinelerinden günümüze gelinen dijital fotoğrafçılığa kadar gecen evre bir filim şeridi olarak görüyor ve makineleri inceleyebiliyorsunuz.

Velhasıl, hayatımızın her anına dokunan kâğıt, dilin yayılma aracı, iletişim ve aidiyet zeminidir. Yani medeniyetin ve kültürün taşıyıcısıdır.

Kâğıt, ilk aşk mektubunuz, kimliğiniz, günlüğünüz, evinizin tapusu, uzaklardaki yakınınızdan aldığınız bir mektup, evlilik cüzdanınız, yüzdürdüğünüz gemi, uçurduğunu uçak, sınav sorularınız, sevdiğiniz roman ve dünya atlasımızdır. Kâğıt, gündelik hayatı kolaylaştıran bir malzeme de olabilir; duyguları düşünceleri görünür kılan bir aynada olabilir. Hangisi olduğuna siz karar verin…

Görülmesi gereken yerler denildiğinde çoğu kişinin aklına doğal güzellikler ya da mimari yapılar gelir. Oysa müzeler bu güzelliklerin anlamını tamamlar. Arkeoloji müzeleri insanlığın başlangıcına açılan bir kapı sunarken, sanat müzeleri toplumların duygusal dünyasını gözler önüne serer. Etnografya müzeleri ise gündelik hayatın aslında ne kadar değerli bir miras olduğunu hatırlatır.

Müzelerin bir diğer önemli yanı da kuşaklar arasında köprü kurmasıdır. Büyükler geçmişi anlatır, gençler o geçmişi yeniden yorumlar. Böylece tarih yalnızca öğrenilen bir bilgi olmaktan çıkar, yaşanan bir deneyime dönüşür. Belki de bu yüzden bir müzeden çıktığımızda kendimizi biraz daha düşünceli, biraz daha sakin hissederiz.

Günümüzde hızlı tüketilen bir yaşamın içindeyiz. Her şey çabuk görülüyor, çabuk unutuluyor. Oysa müzeler aceleye gelmez. Bir eserin karşısında birkaç dakika durmak, aslında kendimizle baş başa kalmaktır. Bu nedenle görülmesi gereken yerler listesi hazırlanırken müzeleri en üst sıralara koymak gerekir. Çünkü müzeler sadece geçmişi değil, bugünü ve hatta geleceği anlamamıza da yardımcı olur.

Çünkü şehirler binalardan ibaret değildir; onları anlamlı kılan, içinde biriken hatıralardır. Ve o hatıralar en çok müzelerde yaşar.