GÖRÜNÜŞ

Ahmet SARAÇ

Özellikle son yıllarda yazı yazan, eli kalem tutan, roman, şiir yazan yazarlar, gazeteciler ve eğitimcilerin bir kısmı, yeni bir yazım kuralı başlattılar. 32 harfle yazı yazma kuralı. Yazılarında özel isimler dahil küçük harfle yazılıyor.Virgül ve diğer noktalama işaretleri emekli edilmiş. Yerlerine kimse alınmamış. Sadece mecbur kaldıkları için noktayı kullanıyorlar. O da cümleyi diğerinden ayırmak için.

İster lise mezunu, ister üniversite, ister eğitimci olsun, ister yazar, ister gazeteci olsun yazılarında kural diye bir şey yok. Sen okulda ne öğretirsen öğret, adam kendine göre doğru kabul ettiği kuralları uyguluyor. Bu kuralları gazetelerin köşe yazılarında, haberlerinde, televizyon ekranlarında, romanlarda, şiir kitaplarında sıkça görüyoruz. Hele dijital ortam hepten çıktı kıyıya.

Kendini gözümüzde çok büyüttüğümüz Türkçe öğretmeni, roman ve şiir kitapları yazdı. Kitapları okurken hayret içerisinde kaldım. Nokta ve kesme işaretinin dışında bir kural yok. Kitabın ismi, kendi ismi, yazdığı şiirlerin başlıkları, şiirlerin tüm satırlar başları küçük harfle. Romanında ise satır başı diye bir şey yok. Satırbaşı ara verilerek kullanılmış. Özel isimlerin baş harfleri küçük, ekleri kesme ile ayrılmış. Örnek vermek gerekirse, ‘trabzon’dan, rize’den’ gibi. Eğer bu isimler özel isimse neden baş harfleri büyük değil, eğer cins isimse neden eki ayırdınız?

Birçok gazetecinin köşe yazılarında bile satırbaşı yok.Soldan baktığında tüm yazı aynı hizada. Satırbaşı yaparak başlamamış, cümle ortada bitmiş, satırbaşı yapmadan yani içeri doğru ara vermeden devam etmiş. Gazetelerin bir çoğunda haber yazıları da aynı.

Birleşik yazılması gereken kelimeler kafalarına göre ayrı yazılıyor, (Beşik Düzü, Çeşme Önü, Kara Dağ) gibi. Böyle bir kural hangi imla kılavuzunda var? Yoksa Türk Dil Kurumu kuralları mı değişti? Olamaz demiyorum, olabilirde! Her gelen üç-beş yılda bir kural değiştiriyor. Ben de birşeyler yaptım demek için. Bu kez vatandaşta kendi kuralını koyuyor. Kuralsızlığı kendine göre kurala dönüştürüyor. Bu önü alınamaz şekilde hızla yayılıyor. Ama doğru, ama yanlış.

Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum. Tahsili ne olursa olsun bir kısım yazı yazanlar kitaplarında, gazetelerinde, dergilerinde, sosyal medyada, televizyonda, kuralsızlığı kural haline getirmişler. Böyle bir rezalet, böyle bir saygısızlık, kural danımamazlık, Türkçeyi umursamazlık olamaz!

Okullarımızda öğretilen kurallar orada kalıyor. Sivil hayatta yavaş yavaş kaldırıldığını görüyoruz. Türkçe öğretmeni dahi olsa uygulamıyor. Bu sayı giderek artıyor. Hele sosyal medyada yazı yazanlar hepten bu işin temeline dinamit koydu. Rezalet orada da aynı. Dilimiz ve imla kurallarımız nereye gidiyor?

Sadece yazıda değil, sokaklarda da kuralsızlıklar işyerleri tabelalarında göze çarpıyor. Hiçbir yabancı nüfusun olmadığı yerlerde bile tabelalar İngilizçe veya başka dillerde yazılmış. Türkçeyi bir önemsememe, bir beğenmeme göze çarpıyor. Yabancıya özenti bizi bizden koparıyor. Türk olduğundan şüphe etmediğimiz insanlar bizi şaşırtıyor! Yoksa aramızda Türk görünüp aslı yabancı olanlar mı var? Nedir bu hal! Nedir bu özenti? Türkçe’de kelimeler mi bitti? Yabancı kelime kullanınca daha havalı mı oluyoruz, yoksa daha kültürlü mü? Kendi kültürünü terk eden, kendi değerine sahip çıkmayan kültürlü olabilir mi?

Yazı uzamasın diye burada bırakmak istiyorum. Bu konuda kitap yazılır. Durum o kadar vahim! Kendini aydın sanan inşalar, o güzelim Türkçemizi hasta konumuna getirdiniz. Türkçemiz komaya girdi. Lütfen başta hükümet ve muhalefet olmak üzere, Türkçemizi ciddiye alın. Onu tedavi edin. Eğer Türkçeyi koruma diye bir derdiniz varsa! Yoksa yarın çok geç olabilir!,,