GÖRÜNÜŞ

Ahmet SARAÇ

Beşikdüzü basında yeralma anlamında son on yıldır öyle bir sessizliğe gömüldü ki, hiçbir kurum ve kuruluştan haber akışı gelmiyor!

Kaymakamlık, belediye, muhtarlar, siyasi parti başkanları, STK temsilcileri çalışmalarıyla ilgili basına bir “ALO” deme zahmetinde bulunmadıkları gibi, yaptıkları hizmetleri de göndermiyorlar. Gazeteciliğe başladığım yıllarda habere ulaşma bütün imkansızlığa rağmen yüzde 90 iken, bugün herkeste bir cep telefonu olduğu halde bu sayı yüzde 10’a kadar düştü.

Öncelikle bir vurdumduymazlık var. İkincisi herkes haberini kendi sosyal medyasından yayınlamaya çalışıyor. Kendi sosyal medyalarını genelde kendi üyeleri okuyor. Geniş kitlelere ulaşma imkanı yok. Adeta kendileri çalıyor, kendileri dinliyor. Ben her zaman şunu söylerim. “BASINSIZ YAPILAN İŞ, ANFİSİZ ÇALINAN SAZA BENZER” Eğer siz çaldığınız sazı anfiye bağlamazsanız, ancak etrafınızdakiler sizi dinler. Sesiniz uzağa gitmez.

Kendi sitenizde yaptığınız haberler de buna benzer. Sesiniz anfisiz saz gibi çılız çıkar. İşte bu ses ilçenin sesidir. Bu sesi duyuracak olan basındır. Basının anfisinin elektriğini kesmemeniz gerekir. Bu da basına haber akışı sağlamak, birlikte hareket etmekle olur. Bu olmazsa anfi elektriksiz kalmış demektir. Elektriksiz çalıp söyleyenin sesinin gür çıkması mümkün değildir!

Bölgemizde ajans muhabiri arkadaşlar var, site sahibi arkadaşlar var, gazete sahibi arkadaşlar var. Buna rağmen ilçenin haberleri yeterince basında çıkmıyor. Bölgemizde çıkan ilçe gazetelerinde her hafta sayfalar ilçeyle ilgili haberlerle dolarken biz de bir haber dahi yok. Ondan sonra kültür adına nağra atıyoruz. Beşikdüzü eğitim yuvasıymış, sen onu külahıma anlat.

Kültürlü bir yerde kütüphaneler olur. (Bu var.) Belediye adına kız horon ekibi, erkek horon tiyatro ekibi olur. Belediye adına veya sivil Türk Halk Müziği veya Türk Sanat Müziği korosu olur. İlçede haftalık gazete, enazaylık dergi çıkar. Bir internet radyosu veya televizyonu olur.

Çıkan gazeteler belediye tarafından desteklenir. Keza spor kulüpleri kaderine terkedilmez. Her türlü sanatçısına, yazarına, şairine, gazetecisine sahip çıkılır.

Bunlara sahip çıkmak için illada aynı görüşten olmaları şart değildir. Kültür adına sahip çıkılması gerekir. Adı geçen kültür zenginliklerinden gurur duyulması ve yaşatılması gerekir.

İlçenin yazarlarının, şairlerinin eserlerine belediye tarafından destek verilmesi “kültür” adına bir mecburiyettir. Ya basımı karşılanır, ya da önemli bir miktarda kitap alınarak destek olunur.

Geçen hafta Görele Belediyesi’ni ziyaret ettim, enaz 15 tane Göreleli yazarların eserlerini gördüm. Bir çoğu belediye tarafından basımı yapılmış. O kitaplardan iki çanta kitap aldım. Hatta Gazeteciler Günü’nde bize verdikleri kitapları da almadım. Kültür, yukarıda saydıklarımızla ölçülür. Bunlardan ne kadarını hayata geçirmişsen o kadar kültürlüsün. Kültür, profesör yetiştirmekle ölçülmez.

Bundan yaklaşık 10 yıl hatta daha fazlada olabilir. Görele’ye atanan bir kaymakam görevin ilk yılında basını onure eden bir etkinliğe imza atar. Göreleli olması şart değil, Görele’ye basın yoluyla her kim hizmet etmiş ise, düzenlediği bir salon programıyla kendilerini plaketle ödüllendirir. Aslında bunu ilçenin belediye başkanı yapması gerekirken bugün var yarın yok olan bir kaymakam tarafından yapılması büyük takdir topladı.

Yine 10 Ocak Gazeteciler Günü’nde Arsin Vefa Derneği tarafından meslekte 25 yılını doldurmuş Arsinli gazeteciler, düzenlenen yemekli bir gece ile çeşitli hediyelerle ödüllendirildiler. Biz bu ilçeye 40 yıldır hizmet ediyoruz. Yaptıklarımın on da birini Beşikdüzü Halk Eğitimi Merkezi salonunda açtığım gazete sergisi ile halkımıza sundum. Buna rağmen bir idarecinin aklına bir plaket sunma gelmedi. Sade şimdi değil, 40 yıldır gelmedi.

Vakfıkebir’de bir kez yaptığım “Trabzon’umuzu Tanıyalım Bilgi Yarışması” dolayısıyla zamanın İlçe Milli Eğitim Müdürü Şahin Işık tarafından plaketle ödüllendirildim. 40 yıl içerisinde yüzlerce kaymakamlık haberi yaptım, yüzlerce belediye haberi yaptım, yüzlerce milli eğitim haberi yaptım. Yüzlerce siyasi parti ve muhtarların haberlerini yaptım. Karşılığında düzenlediğim “Meslekte 35.Yıl” geceme bir çoğu gelme zahmetinde bile bulunmadı. Oysa ben 35 yıl onların her çağırdığı yere gitmiştim. Bu acı gerçekler beni üzüyor. Şimdi soruyorum: Bu mu vefa, bu mu kültür?