Değerli okuyucularımız biliyorsunuz her hafta bize ayrılan yazılı gazete ve web sayfalarının yanı sıra şahsıma ait olan web sayfalarımızda her hafta bir güncel konuları kaleme alıyoruz. İçinde bulunduğumuz Yaz mevsimine her tepelerin ardında kültür şenlikleri ile beraber katılım sağlayanların gönüllerince eğlenceye doyduklarına tanık oluyoruz.

Bu yıl 163. defa kutlanan kültür şenlikleri kapsamındaki ‘’İsmis Şenliği’’ yapılarak içinde ulunduğumuz yıl itibariyle tamamlanmış oldu.

İzmis Şenliği Trabzon İline bağlı Büyükliman Havasının içinde bulunan Vakfıkebir, Beşikdüzü, Şalpazarı ve Tonya Belediyesi ve idarecileri tarafından geleneksel hal olarak kutlamalar yapılıyor. İzmis Şenliği her yıl Ağustos ayının son haftası olarak kültür şenliği yapılır. Buraya kadar her şey normal sayılıyor. Ben editörünüz olarak Trabzon İline bağlı Büyükliman Havzasında bulunan okulların her yıl yaklaşan yaz tatili için Okul öğrencileri için okul gezisi yapılıyordu. Bu yapılan Şalpazarı İlçemizde de Yurt genelinde eğitim öğretim gören öğrenciler için geziler tertipleniyordu. Makale yazarı Mustafa Özcan olarak bulunduğumuzun yeri Trabzon İline bağlı Akşiriş mahallesinde bulunan 2 derslikli okulda sabah ve öğlenci olarak 2 bölüm eğitim öğretim yapılıyordu. O yıllarda Mayıs ayının ilk haftasında Büyükliman Bölgesi Okul öğrencileri için hazırlanan gezi programına katılım sağlayacak öğrenciler aileleri tarafından hazırladıkları kahvaltılıklar ile tekraren yürüyüş için yollara düşerler diyorlar. Bölgemizde eğitim öğretim faaliyetlerine devam eden Akçiriş, Çarlaklı, Gölkiriş, Karakaya mahallesindeki okullarda eğitim gören öğrencilerin güle oynaya İsmis tepesine çıkarak bu muhteşem doğanı içerisinde bütün görselliklerin üzerlerinde okul arkadaşlarımız ile beraber atlayıp, zıplayarak oynayarak pikniklerimizi yapardık. Ardından Okul öğrencileri ve idarecileri misali aynı yolu yorucu bir yürüyüş ile beraber hava kararmadan evlerine ulaşan öğrencileri karşılarında gören anne ve babanın yüzlerindeki mutlulukları fark etmemek mümkün olmaz. Her yıl Ağustos ayının sonu gelip de İzmis Şenliği kulaklarımızda duyulmaya başlayınca o eski İzmis yürüyüşünü hatırlıyoruz.

Benim gibi 2026 yılında İzmis tepesi eteklerine kurulu olan Dağlıca mahallesi sakinlerinden ‘’ İrfan Elbirin’’ bir anda o çocukluk yıllarındaki Annesine olan duygusallığını kaleme alan Beşikdüzü İlçesine bağlı emekli sağlık personellerinden Elbirin de biz medya mensubu ile yaptığı paylaşımı siz değerli okuyucularımıza ortak makalemiz ile aktarıyoruz.

Anılara Yolculuk Yapan Elbirin İzlenimleri. İzmis Karaabdal şenlikleri vardı. Şöyle boş boş baktım sağa sola. Konuşacak kimseler yoktu. Tuttum anneme mektup yazdığını belirtti.

Dün İzmis Karabdalı vardı anne. Ama sen yoktun. “Oğlum öğleden sonra yağmur yağacak, erken kalk da inekleri otlat sonra da Karabdala çıkarsın, ahırı küremeyi de unutma” diyen olmadı bana.

“O beyaz mintanını yıkamıştım, ama çok kırıştı, akşamdan yer döşeğinde altına koy da ütülensin” diyen kimsede yoktu yanımda.

“Oğlum erkenden bir kova su al yoksa içmeye suyumuz kalmayacak” diyen kimsede yoktu.

Aboson boğazından yukarı gelen, her iki adımda bir duran karpuz yüklü çuvalları taşıyan katırları da göremedim anne.

Ortası direkli şemsiye gibi kurulan geniş beyaz çadırlar da yoktu

Limonata , vişne suyu satan sırtında küfesi olan “soğuk limonata verelim” diye bağıran birini aradım bulamadım.

Yağız at kişnemeleri ile Sivritaş’tan aşağı gelen davul zurna eşliğinde düğün halkası kurup obayı şenlendiren o kalabalık kafile de yoktu anne.

Ağasar tarafından, guguk kırandan haylama ile gelen İzmis meraklılarının, naralarını ve ıslık seslerini de duymadım.

Uzaklardan gelip ceketi omzunda kan ter içinde kalmış, belki yağmurdan, belki güneşten korunmak için elinde şemsiyesi olan ve bir bardak ayran isteyen amcalar, teyzeler, ablalardan kimseyi de görmedim.

Bebesine ısıtıp süt vermek için müsaade isteyen anneler de yoktu.

Karaabdal düzünün kenarlarını ocak şeklinde kazıp “yahni” kazanı kaynatan kimselerde yoktu.

“Biliter” çeşmesinin etrafında halka olmuş bir yudum su içmek için sıra bekleyenler de yoktu.

Parmak gibi sararmış üzüm kasalarına arılar konmuyordu anne.

Tırıl Osman’ın Çorumlunun kemençe sesini aradım inan o bile yoktu.

Öğle namazını Puskullu halanın evi başında cemaatle kılılan hiç kimseyi de görmedim.

Atını “firahti”ye bağlayıp heybesini boğazına takan tek kişi yoktu anne.

Fosi’den Karabdal’a kadar bir yılan eğrisi gibi kıvrılan at yolu bile yoktu.

Rüzgarın etkisiyle bir duyulup bir kaybolan yanık bir kaval sesi aradım o da yoktu.

Evin içine baktım, ne zifin çalısı, ne badama, ne ayran küleği, ne akşama kesilecek karpuz, ne yarısı çürümüş üzüm ne de Gümüşhane pestili yoktu anne.

Çünkü sen yoktun .

Aslında Karaabdal diye bir şey yoktu anne .

İnan hiçbir şey yoktu . Ellerinde öperim.

Bu arada değerli okuyucularımız haftaya yanı köşemizde buluşmak üzere hoş kalınız, hoşça kalınız.