Vakfıkebir’de son bir, iki aydır garip bir sessizlik hakim…

Ne ortalıkta eskisi kadar dedikodu var, ne “Şöyle olmuş, böyle olmuş” diye başlayan uzun sohbetler…

İnsan ister istemez merak ediyor;

Ne oldu bu millete?

Aslında cevap çok basit…

Herkes köyünde!

Fındık zamanı geldi.

Kimi bahçede fındık topluyor, kimi harmanda, kimi patozun peşinde…

Herkes işinin peşinde…

Dedikoduyla beslenenlerin bile işi başından aşkın!

Normalde ilçede bir konu çıkar, daha olayın tarafları ne olduğunu anlamadan üç farklı versiyonu yayılırdı…

Biri bir şey söyler, diğeri üzerine ekler, üçüncüsü de “Ben duyduğumu söylüyorum” diyerek hikayeyi tamamına erdirirdi…

Şimdi ise telefonlar biraz daha sessiz…

Çünkü bahçede çekmeyen telefonun yerini, fındık makası aldı!

Dedikodu yapmaya vakit yok…

İş var, güç var, fındık var…

Belki de bu sessizlik bize önemli bir şey gösteriyor.

Demek ki herkesin işi gücü olduğunda, başkasının hayatını konuşmaya pek vakit kalmıyor.

Ne güzel…

İnsan kendi ekmeğinin peşinde koşunca, başkasının sofrasına bakmayı unutuyor.

Kendi bahçesiyle uğraşınca, komşunun bahçesindeki fındığın hesabını yapmıyor.

Kendi alın terine odaklanınca, başkasının hayatına dair yorum üretmeye ihtiyaç duymuyor.

Ama fındık sezonu bitecek…

Harmanlar kaldırılacak, fındık çuvallanacak, satılacak ve yeniden dedikoducular ilçede buluşacak…

İşte o zaman merak ediyorum…

Dedikodu kazanı yeniden kaynamaya başlayacak mı?

Yoksa bu fındık sezonu herkese güzel bir alışkanlık mı kazandıracak?

Belki de en güzeli şu;

İnsanların birbirinin hayatını konuşmak yerine, kendi hayatını güzelleştirmeye çalışması…

Çünkü hayat kısa…

Dostluk kısa…

Fındık mevsimi gibi…

Bir bakarsın başlamış, bir bakarsın bitmiş.

Geride ise sadece alın terin, emeğin ve yaptıkların kalmış…

O yüzden şimdilik Vakfıkebir sessiz…

Dedikoduya mola verilmiş…

Çünkü dedikodunun yerini bu aralar fındık, lafın yerini alın teri almış durumda…

Ne diyelim?

Bereketli olsun…

Hem fındığımız, hem emeğimiz, hem de biraz olsun dilimize hakim olma gayretimiz…