Bazı yerler vardır, insan yalnızca gözleriyle görmez; yüreğiyle hisseder.

Bazı manzaralar vardır ki anlatmaya kelimeler yetmez, fotoğraflar bile güzelliğini tam anlamıyla yansıtamaz. Taşlıyatak Göleti de sonbaharın eşsiz güzelliği gibi.

Sonbaharda Karadeniz'in hırçın ve yeşil dağları bambaşka bir kimliğe bürünür. Adeta renk cümbüşüne dönüşür. Doğanın sessizliğinde saklı bir güzellik, sonbaharın kalbinde bir huzur yolculuğuna çıkanlar için Karadeniz yaylaları ilaç gibi bu mevsimde.

Özellikle sonbahar geldiğinde doğanın bütün renklerini cömertçe sergilediği, insana huzuru ve hayatın gerçek güzelliklerini yeniden hatırlattığı eşsiz bir doğa köşesi Taşlıyatak Göleti.

Sonbahar, kimileri için yaprakların döküldüğü, günlerin kısaldığı, doğanın yavaş yavaş sessizliğe büründüğü bir mevsimdir aslında. Oysa Taşlıyatak Göleti’nde sonbahar, bir vedadan çok renklerin en güzel buluşmasıdır. Yeşilin sarıya, sarının turuncuya, kızılın kahverengiye dönüştüğü bu mevsimde ağaçlar adeta ressamın fırçasından çıkmış bir tabloyu andırır. Göletin durgun sularına yansıyan bu renkler, insana doğanın ne kadar büyük bir sanatçı olduğunu bir kez daha gösterir.

Karadağ Yaylası’nın kalbinde sessizce duran Taşlıyatak Göleti, bu mevsimde adeta dev bir aynaya dönüşür. Göletin etrafını çevreleyen ağaçların rengârenk akisleri suya vururken, ortaya tablolardan fırlamış gibi manzaralar çıkar. Öğleden sonra dağın ardına süzülen yumuşak güneş ışığı, gölün yüzeyindeki bu renk cümbüşünü altın sarısı bir parıltıyla taçlandırır. Rüzgârın hafifçe dalgalandırdığı suda yaprakların dansı, doğanın kendi ritmiyle söylediği sessiz bir Karadeniz gaydesi gibi doğanın en cömert fırçasından çıkma bir renk cümbüşü ruhumuzu ısıdır.

Aslında Taşlıyatak'ta sonbahar sadece bir bitiş, bir solma mevsimi değildir. Göletin kıyısında yürürken ayaklarımızın altında hırıldayan kuru yaprak sesleri içimizi sızlatan o hafif hüzün, aslında bu coğrafyanın eşsiz güzelliğine duyulan hayranlığın ta kendisidir. Göletin çevresinde dolaşırken insan, kendisini günlük hayatın telaşından uzak, bambaşka bir dünyanın içinde bulur. Şehrin gürültüsü geride kalır; kuş sesleri, hafifçe esen rüzgâr ve yaprakların hışırtısı eşlik eder düşüncelere… Suyun yüzeyinde dans eden renkler, dallardan usulca süzülen yapraklar ve sonbaharın kendine has serinliği, ruhun yorgunluğunu hafifleten doğal bir terapiye dönüşür.

Bazen bir ağacın dibinde durup çevreyi seyretmek, bazen göletin kıyısında sessizce oturmak yeterlidir. Çünkü insanın her zaman büyük mutluluklara, uzak yolculuklara ya da gösterişli mekânlara ihtiyacı yoktur. Bazen huzur, yanı başımızdaki bir göletin kıyısında, sararmış bir yaprağın düşüşünde ya da suya yansıyan bir ağacın gölgesinde saklıdır.

Taşlıyatak Göleti’nde sonbaharı izlerken insanın aklına hayatın kendisi gelir. Ağaçların yapraklarını dökmesi bir son gibi görünse de aslında yeni bir başlangıcın hazırlığıdır. Doğa bize her yıl aynı gerçeği hatırlatır: Hiçbir mevsim sonsuza kadar sürmez. Her şey değişir, her şey dönüşür; ama her dönüşümün içinde yeniden doğmanın umudu vardır.

İnsan hayatı da böyledir. Sevinçlerimiz, hüzünlerimiz, başarılarımız ve hayal kırıklıklarımız zamanın içinde yer değiştirir. Bazen hayatımızın baharını, bazen yazını, bazen de sonbaharını yaşarız. Önemli olan, hangi mevsimde olursak olalım güzellikleri görebilmek, elimizdekinin kıymetini bilmek ve yarına umutla bakabilmektir.

Gelin, bu sonbaharda rotayı 1450 rakımlı Taşlıyatak Yaylası'na çevirelim. Göletin sakin sularında yansıyan kızılın ve sarının sıcaklığında içimiz ısınsın. Çünkü unutmayalım ki Karadeniz'in yaylalarında her sonbahar, içinde yepyeni ve taptaze bir baharın umudunu barındırır.

Yanınıza aldığınız termos dolusu sıcak bir çay eşliğinde gölün kenarında oturup bu manzarayı izlemek, hayatın tüm yorgunluğunu silip süpürmeye yeter. Çünkü bazen bir göletin kıyısında yaşanan sessiz bir an, insanın hafızasında uzun yıllar unutulmayacak bir hatıraya dönüşür. Taşlıyatak’ta sonbahar, doğanın çizdiği bir tablo; onu seyretmek ise insana verilmiş en güzel armağanlardan biridir.

Yeter ki bakmayı bilelim, yeter ki görebilelim…