St. Augustine’ni dediği gibi "Hayat kitaptır, gezmeyenler aynı sayfayı okur" meğer ben hep aynı sayfayı okuyup durmuşum.
Bu deyimi neden yazdığımı bir anımı anlatarak açıklayayım, yıllar önce esnaflık yaptığım dönemde Sarp sınır kapısı açıldığı günlerde bir toptancı firmamız bana vize ücretlerini sen yatır, konaklama ve diğer masraflar benden dediğinde, hayır ben önce memleketimi gezeyim daha sonra başka ülkeleri gezerim demiştim. Meğer bilmeden ne doğru bir cevap vermişim. O dönemde zaman bulamadan gezmeye fırsatımız olmamıştı. Şimdi ise bu acıyı çıkarırcasına gezmeye çalışıyorum.
Ama birçok şeyleri kaçırmışım en çokta gençliğimizi on yanarım. Yaş kemalin üzerine çıkınca bazı şeyler daha iyi anlaşılıyor. Gençliğinde kaç kaful birden atlarken şimdi düşünerek atlıyorsun. Şimdi bu da nerden çıktı diyebilirsiniz.
Geçtiğimiz hafta kısa bir tur gezisine ailecek çıktık. Diyarbakır, Mardin, Urfa, Adıyaman ve Gaziantep illerini kapsayan dört günlük bir tur programıydı. Gördüğüm ve izlenimin memleketimin her noktası bir başka güzel.
"Hiçbir şey zekâyı seyahat etmek kadar geliştirmez" diyen Emile Zola ne Kadar haklıymış. Seyahat ederek insan ne kadar farklı kültürlere sahip ülke olduğumuzu anlıyorsunuz. Ülkemizin her noktası tarih kokarken her parçası maneviyat dolu. Eminim birçok insanımız bu kültürü görme fırsatı bulamamıştır. Dilerim en kısa zamanda onlarda bu fırsatı yakalarlar.
Diyarbakır, Mardin, Urfa, Adıyaman ve Gaziantep illerini kapsayan gezimizde beni en çok Mardin ve Midyat etkiledi. Katim kentlerimiz bir başka dokuya sahip, bir başka kültürlere sahip.
Bunları söylerken diğer iller kötümü kesinlikle hayır. Hani her aslanın gönlünde bir yer yatar ya benimde gönlüme Mardin ve özellikle Midyat düştü. Eski Mardin bir başka derken yeni Mardin de başka güzel. Mardin’ın kendi kültürüne has taş yapıları/ konakları, Midyat’ın gece görüntüsü beni adeta büyüledi.
Özellikle bu illerde gastronomi ön plana çıkıyor. Dünyanın dört bir yanından buraları görmeye ve gastronomisini datımlamaya gelen birçok insan var.
Bu yaşımızda Adıyaman gezimizde Nemrut dağına çıkma fırsatını yakaladım. Ben bu orta yaşımda biraz zorlanırken elin nenem yaşında kadını, dedem yaşında adamı tıngır mıngır 2500 rakımlı tepeye nasıl tırmandığını bir görmeniz gerekirdi.
“Dünyadaki yüz bin şehrin her birinde güneş benzersiz şekilde batıyor. Sadece bir defa buna şahit olmak için seyahat etmeye değer” diyen Ryu Murakami’nin sözlerini Adıyaman Nemrut Dağı’nda gün batımını görmek için nice cefalara göğüs gerrek binlerce turist o hazzı yaşarken, kendi memleketimizde yaşamadığımız zevki kilometrelerce uzaktan gelen o insanlar nasıl yaşadığını görmeniz gerekir.
Özellikle Nemrut Dağı’nda gün batımını izlemek için insanlar kaç kilometreden görmeye geliyorlar. Bizim insanımızda ne var orada dağ taşımı göreceğim diye küçümsüyorlar. "Bir memnun turist, bin turist yollar" deyimi işte burada ortaya çıkıyor. O insanlar kilometrelerce uzaklıkta yakaladıkları gün batımını görme zevkini gittikleri ülkelerinde ballandıra ballandıra anlatacaklar ve bilmeden bizim ülkemizin reklamını yaparak yüzlerce/ binlerce insanın gelmelerini sağlayacaklar. Hanı klasik bir deyim var ya "Turizm, bacasız fabrikadır" deyiminin manası burada ortay çıkıyor.
Bacasız fabrikadan ilçe olarak bizlerde yararlanma yoluna gitmeliyiz. Bunun için bu günden itibaren alt yapımızı hazırlamalıyız. Gerek doğal güzelliklerimizi ortaya çıkararak gerek gastronomimizi ön plana çıkararak gereğini yapma yollarına düşmeliyiz.
Bu arada Trabzon İli olarak Büyükşehir Belediyesi tarafından çıkarılan “Trabzon Turizm Master Planı” ne aşamada olduğunu da merak ediyorum. Bu palanda ilçemiz adına nelerin olduğunu bilmek isterim.
Benim Güzel Memleketim!
MEHMET BÜLENT ALP "İSKELEDEN GÖRÜNENLER"
Yorumlar