İnsan kâinat ağacının hem çekirdeği hem de meyvesidir. Küçük bir incir çekirdeğinden koca bir incir ağaç çıktığı gibi, bu kâinat ağacının meyvesi ve çekirdeğinden de cismi küçük, aklı ve fikri büyük kâinatlar çıkmıştır.

Aklın mertebeleri gibi ilmin de mertebeleri vardır. Dünyada yaratılan varlıklar, Allah’ın isimlerinin yansıması, gölgesi, belki gölgelerinin gölgesidir.  Allah, Kuran ve bu kâinat kitabını birlikte okumamız öneriyor. Bunun için insanın kafasına mükemmel hafıza (bellek) yerleştirmiştir. Kâinat kitabını anlaşılması için çeşitli fen ilimlerine ihtiyaç vardır. İnsanın kabiliyetlerinin gelişmesine paralel olarak ilimlerde gelişiyor. Zaman ilerleyince Kuran gençleşiyor, bir sonraki nesil bir önceki nesilden Kuran’ı ve kâinat kitabını daha iyi anlıyor. Kuran’ı anlamak içinde çeşitli ilimlere ihtiyaç vardır(mükemmel bir Arapça, belagat, mantık ve fen ilimleri vs). Bir insan bu evrene ait bütün fenleri tek başına mükemmel bir şekilde bilmesi ve Kuran’ı tek başına tam anlaması mümkün değildir. İnsan nevi, ancak külli olarak, akıl, his ve duygularının gelişmesine paralel olarak fen ilimlerdeki gelişmeyle birlikte, bu kâinat ve Kuran kitabını anlayabilir.

 Bu kadar mükemmel olan insan, fen bilimlerini anlayamıyor ve kâinat kitabını okuyamıyorsa eğitim sisteminde yanlışlar var demektir.  Yeni doğan çocuğa et, ekmek gibi hazmedilmesi zor gıdalar verilmez. Çocuğa hazmı en kolay olan süt verilir. Öğretmen koyun gibi olmalı, kuş gibi olmamalıdır. Koyun yavrusuna süt, kuş hazmedilmemiş kusmuğunu verir.

İnsanın kafasındaki ilim öğrenme merkezleri farklı ve iç içe girmiştir.  İnsan önce hayal kurar. Bazı ilim adamları, kâinat Allah’ın hayâlıdır derler. İnsan ne kadar büyük hayal kurarsa o kadar büyüktür.  Büyük icat ve keşifler hep geniş hayallerin ürünüdür. Bir insan köye muhtar olmayı hayal eder diğeri kâinatı idare etmeyi, biri tarla sürmeyi, diğeri 20 milyar ışık yılı uzaklıkta neyin olduğunu düşünür hayal eder. İnsan önce hayal kurar, sonra da çizgi filimler gibi hayal kurduğu şeyin fotoğraflarını çeker buna tasavvur denir. Sonra hayal ettiği şeyin doğru olup olmadığını düşünür aklı ile test eder. Doğru olduğuna karar verirse bunu onaylar yani tasdik eder. Bu tasdik ettiği şeye tam güvenir ve ondan emin olursa buna izan(anlayış yeteneği) denir. Tam kanaat getirirse o şeyi herkesin bilmesini ister ve bunu herkese anlatır, buna iltizam(lüzumlu, gerekli görme) denir. Eminse, bu bilgiye kalbine yerleştirir. İnsanın inandığı şey hakkında delilleri çoksa bu itikattır, delil yoksa iltizam olarak kalır, dindeki taassuplar buradan çıkar, insan kendince bazı şeyleri lüzumlu görür başkasına dayatır.

Bu kâinat kitabi ve Kuran’ın çok derin manalar içermesinin nedeni, Allah’ın bu kadar büyük mükemmellikleri anlayan insanı yaratmasıdır.  Bu, küçücük insanın çok büyük bir sanat eseri olduğunu gösterir. Demek ki bu kadar büyük sanat eserini yaratan zatta çok büyüktür.  Yani yaratan kendini tanıtmak istiyor.

OSMAN KOYUNCU 05.357.604.839 VAKFIKEBİR TRABZON