O SENİN HATAN DEĞİL!..

GÖRÜNÜŞ

Ahmet SARAÇ

Bu haftaki yazımda bir anımı sizlerle paylaşmak istedim. Karadeniz gazetesinde gazeteciliğe başladığım yıllarda Vakfıkebir’e de bakıyordum. Bir Cuma günü zamanın Belediye Başkanı Sabri Bahadır’ı ziyaret ettim. Kendisiyle belediye çalışmalarıyla ilgili bir haber yapmak istedim.

Rahmetli başkan, görev yaptığı 26 yıl içerisinde hiçbir zaman makam kapısını kapatmadı. Kapısı daima açıktı. Makam kapısından içerisi kalabalık mı diye bakar bakmaz beni gördü. Ahmet gel dedi. Gittik oturduk. Biraz sohbetten sonra belediye çalışmalarıyla ilgili haber yapmak istediğimi söyledim. Kendisi, çok güzel olur ancak bu haberi buranın haftası olan Pazartesi gününe yetiştirebilir misin dedi.

O zamanlar haberleri postayla gönderiyoruz. Haberin en erken çıkma şansı Çarşamba veya Perşembe günü. Ben de, Pazartesi çıkması için Pazar günü gazeteye gidip haberi elden vermem lazım dedim. Bunun üzerine çepinden çıkarıp yol paramı verdi. Ben de haberi yazdım Pazar günü gittim gazeteye elden verdim ve yarın çıkması için ricada bulundum.

Pazartesi günü Beşikdüzü’ne uğramadan Vakfıkebir’e geldim. Alp Kırtasiye’denKaradeniz Gazetesini aldım. Merakla habere baktım, haber 3.sayfada mükemmel çıkmıştı. Tam yarım sayfa. Sayfada göz gezdirirken ne göreyim, Vakfıkebir Belediye Başkanı Sabri Bahadır makamında görülüyor diye bir alt yazı fakat fotoğraf yol çalışması yapan bir grayder resmi. Bir anda şok oldum! Gazetenin 5.sayfasında yeralan Araklı ilçesindeki yol çalışması haberinede Başkan Sabri Bahadır’ın resmi konulmuş.

O yıllarda çekilecek kalıba en son fotoğraflar montaj edilirdi. Montajcı fotoğrafları yanlış montaj yapmış. Bu hata benden kaynaklanmıyordu. Ancak bunu başkana nasıl anlatacaktım!

Gazete elimde Eskicami’nin arkasındaki caddede tur atıyorum. Yanına gideyim mi, gitmeyeyim mi diye bir türlü karar veremiyorum. En sonunda bugün gidemezsem daha gidemem diyerek gitmeye ve bu hatanın benden kaynaklanmadığını söylemeye karar verdim.

Daha önce belirttiğim gibi, makam kapısını görev süresince hiç kapatmadı. Makam kapısının önüne geldim. İçerisini kalabalık mı diye bakarbakmaz rahmetli beni gördü, Cuma günkü gibi Ahmet gel dedi. İçeri girdim yüz ifadesinde herhangi bir değişiklik yoktu.

Oturmaya giderken ben bu durumu yorumlamaya başladım. Herhalde gazeteyi almadı dedim. Hergün dört gazete alıyordu. Masasına yaklaşınca baktım gazeteleri almış, en üstte de Karadeniz gazetesi. Bu kez herhalde haberi okumadı. Okusa mutlaka bize bir sitemde bulunurdu diye düşündüm.

İçerde 7-8 kişi vardı. Daha sonra onlar birer birer çıktılar ve başkanla baş başa kaldık. Başkan birikmiş evrakları imzalıyordu. O konuyu açmıyor ben söyleyeyim dedim. Çünkü bu benim hatam değildi. Başkanım haberi okuldunuz mu diye sordum. Okudum, haber çok güzel oldu. Takma kafanı. Oradaki hata senin hatan değil dedi. Bana bağırıp çağıracağını ben de kendimi savunacağım diye düşünürken beni teselli etmeye çalıştı. Acaba oradan kırgın mı ayrılacağız diye düşünürken olaya yaklaşımı karşısında moralim tavan yaptı. Kendisini seviyordum. Bu sefer on kat daha kendisini sevdim. Böyle bir hatıramız oldu. Allah gani gani rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun. Bu olaydan anladım ki, anlayışlı ve tecrübeli insanın işi başka.