Geçen hafta ülkeyi derinden sarsan menfur saldırı sonrası içimizi yakan acı haberler üst üste geldi.
İnsanın aklına ne ara bu hale geldik diye sorası geliyor. Sorumlu olarak birilerini aramak yanlış olur. Çünkü aslına bakarsak hepimiz suçluyuz. Bir birimizden koptuk. Birbirimizle iletişim kurmuyoruz. Herkes kendi kabuğuna çekildi. Dünyadan bir haber olduk. Âdeta yalnızlaşmayı seçer olduk. Aile ortamında bile kopukluklar had safhada. Bir evde üç beş kişi herkes ayrı bir köşede. Evin içerisinde bile yalnızlıklar yaşıyoruz. Herkesin elinde akıllı telefon bir köşeye çekilmiş durumdayız. Kimimiz bilgisayarda kimimiz telefonda. Bir bakıyorsun saat geç oldu haydi uykuya.
Kabahati kendimizde ararken diğer taraftan da devlet eliyle buna çanak tutan oldu. Bunda en büyük payda TV'lerde yayınlanan şiddet yanlısı diziler geliyor. Aslında bu durum bağıra bağıra geldi, fakat umursamadık. Bu duruma RÜTÜK bile çanak tuttu. Gereğini yapmadı/yapmak istemedi. İş işten geçince aklımız başımıza yeni dank etti.
E şimdi ne olacak, gaz almak için pansuman tedbirler alınacak. Bir şekilde olaylar soğuyacak/unutulacak normal hayata dönülecek.
Bakanlık olarak bir dizi tedbirler alınmaya başlandı. Asıl mesele bence öğretmene yetkiler verilmesiyle başlanmalı. Öğretmen kendi kimliğine bir an önce kavuşmalı/ yetkilendirilmeli. Öyle her aklına gelen veli öğretmenden hesap soramamalı. Bunu derken öğretmen de öğretmen olmalı. Sorumluluklarını bilmeli. Öğrencisine ve etrafına örnek teşkil etmeli. Köy Enstitüsü öğretmeni ruhunu yaşamalı ve yaşatmalı. Bence özellikle mesleğe yeni başlayan öğretmenler Köy Enstitüsü mezunu öğretmenlerin hayatını ve yaşam felsefesini kendine örnek almalı. Geleceklerine ona göre yön vermeli.
Bizimkisi bir öneri. Kimseyi yargılama ve yönlendirme gibi bir düşüncemiz yok. Gönlümüz herkesin ve her kesimin iyi oklarından yana.