İnsan olmak kolay, güzel insan olmak ise emek ister.
Hayatımız boyunca pek çok şeyi öğreniyoruz. Nasıl konuşacağımızı, nasıl çalışacağımızı, nasıl kazanacağımızı, nasıl başarılı olacağımızı biliyoruz. Fakat bütün bunların ötesinde, belki de en önemli meseleyi zaman zaman unutuyoruz: Nasıl iyi bir insan olacağımızı…
İslam dini, yalnızca ibadetlerden ibaret değildir. Elbette namaz, oruç, zekât ve diğer ibadetler Müslümanın hayatında çok önemli bir yere sahiptir. Ancak ibadetlerin insanın davranışlarına, sözlerine ve çevresine yansıması da gerekir.
Çünkü güzel ahlak, imanın hayata yansıyan yüzüdür.
Bir insanın iyi Müslüman olup olmadığını sadece ibadetleriyle değerlendirmek doğru değildir. İnsanlara karşı davranışları, doğruluğu, dürüstlüğü, merhameti, adaleti, kul hakkına gösterdiği hassasiyet ve emanete sahip çıkması da onun ahlakının göstergesidir.
Güzel ahlak; kimse görmüyorken de doğruyu yapabilmektir.
Kimsenin hakkını yememektir.
Bir insanın arkasından konuşmamaktır.
Gücü yettiği halde karşısındakini ezmemektir.
Elinden geldiğince ihtiyaç sahibine yardım etmektir.
Kırıcı olmamaya çalışmaktır.
Hata yaptığında özür dilemeyi bilmektir.
Ve en önemlisi, kendimize yapılmasını istemediğimiz bir şeyi başkasına yapmamaktır.
Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (sav) güzel ahlaka verdiği önem hepimiz için büyük bir örnektir. Kur'an-ı Kerim'de de Peygamberimizin üstün bir ahlak üzere olduğu bildirilir. Bu nedenle Müslüman için güzel ahlak, hayatın kenarında duran bir ayrıntı değil, hayatın merkezinde olması gereken bir değerdir.
Bugün toplum olarak belki de en fazla ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri güven ve güzel ahlaktır.
Birbirimize güvenebiliyor muyuz?
Sözümüzün arkasında durabiliyor muyuz?
Emanete sahip çıkabiliyor muyuz?
Kazancımızın helal olmasına dikkat ediyor muyuz?
Komşumuzun, arkadaşımızın, çalışma arkadaşımızın veya hiç tanımadığımız bir insanın hakkını gözetiyor muyuz?
İşte asıl mesele burada başlıyor.
Çünkü insanın gerçek karakteri, insanların kendisini alkışladığı yerde değil; kimsenin görmediği yerde ortaya çıkar.
Güzel konuşmak kolaydır. Güzel davranmak ise biraz daha zordur.
Dindar görünmek kolay olabilir; fakat öfkelenince kendine hâkim olmak, haksızlığa uğradığında bile adaletten ayrılmamak, kendisine kötülük yapan birine karşı bile ölçüyü korumak daha büyük bir imtihandır.
Bu nedenle çocuklarımıza sadece ders çalışmayı, başarılı olmayı ve meslek sahibi olmayı değil; dürüstlüğü, merhameti, saygıyı ve kul hakkını da öğretmeliyiz.
Çünkü güzel ahlakla yetişen bir çocuk, yarının güzel insanı olacaktır.
Unutmamalıyız ki dünya malı, makam ve mevki insanla birlikte sonsuza kadar gitmez. Geride bıraktığımız en değerli miras; insanlara yaptığımız iyilikler, gönüllerde bıraktığımız güzel izler ve güzel ahlakımızdır.
Bir insanın ardından, “İyi bir insandı, kimseyi kırmazdı, dürüsttü, yardımseverdi, güvenilirdi” denilebiliyorsa, bundan daha güzel bir miras olabilir mi?
İyi Müslüman olmak; sadece Allah'a karşı görevlerimizi yerine getirmek değil, Allah'ın yarattığı kullara karşı da güzel davranmayı bilmektir.
Geliniz, hayatımızı biraz daha güzelleştirelim.
Daha az kırıcı, daha çok anlayışlı olalım.
Daha az yargılayalım, daha çok dinleyelim.
Daha az kin tutalım, daha çok affedelim.
Daha az gösteriş yapalım, daha çok iyilik yapalım.
Çünkü güzel ahlak, insanın hem dünyasını hem de gönlünü güzelleştirir.
İyi insan olmak için çok şeye sahip olmaya gerek yoktur. Temiz bir kalp, doğru bir söz ve güzel bir davranış çoğu zaman yeterlidir.
Ve belki de hepimizin kendimize sorması gereken en önemli soru şudur:
“Ben nasıl bir Müslümanım ve benden geriye nasıl bir insanlık hatırası kalacak?”
Cevabımız, hayatımızın en güzel muhasebesi olacaktır.