GAZİNO’NUN AĞAÇLARI VE CEVAPSIZ SORULAR

Burası eskiden “Gazino” diye anılırken tarih dokusu değişti.

Hatırası vardı, gölgesi vardı, dokusu vardı…

Bugün ise o dokudan geriye ne kaldı?

Yıllardır oranın kimliğini koruyan, yaklaşık 70 yıllık olduğu söylenen ağaçlar bir gecede kesildi.

Sessiz sedasız…

İzinsiz olduğu iddialarıyla…

Şimdi soruyoruz; Bu ağaçların kesilmesi için hangi kurumdan izin alındı?

Hangi resmi belge düzenlendi?

Kim imza attı?

Kim talimat verdi?

“Belediye Başkanı Fuat Koçal’ın haberi vardı” denildi.

Ancak edindiğimiz bilgilere göre Sayın Başkanın dahi ağaçların kesileceğinden haberi olmadığı ifade ediliyor.

O halde sorular daha da büyüyor…

Eğer ortada bir izin varsa, belge nerede?

Yoksa bu ağaçlar hangi yetkiye dayanılarak kesildi?

Kamuoyu açık ve net bir açıklama bekliyor.

Çünkü mesele sadece birkaç ağaç değil…

Mesele, kuralların herkese eşit uygulanıp uygulanmadığıdır.

Eğer izin alınmadan ağaç kesilebiliyorsa; o zaman herkes istediğini yapabilir mi?

Ruhsat almadan inşaat mı başlasın?

İsteyen dükkanının önünü kapatsın mı?

Kurallar sadece bazılarına mı var?

Bugün ağaç kesilir, yarın üzeri kapatılır, sonra da “engel oluyordu, kaldırdık” denir…

İşte toplumun tepki gösterdiği nokta tam olarak budur.

Sözlü izin diye bir kavram yoktur.

Resmi yazı yoksa, proje yoksa, izin de yoktur.

Ağaçlar kökünden kesildi.

Şimdi bunun hesabı verilmek zorundadır.

Ve evet, biz gazeteciyiz.

Sormak bizim görevimizdir.

Gazeteciliği sorgulamadan önce herkes şunu kendine sormalıdır; Ağaçlar kesilirken gerekli izinler gerçekten alındı mı?

BAŞKA BİR SKANDAL; TUVALET GÖRÜNTÜSÜ

Sorun yalnızca ağaçlar da değil…

Gazino’nun arka kısmında yapılan tuvaletten çıkan lavabo suları dışarı akıyor ve çocuk parkına doğru kötü bir görüntü oluşturuyor. Üstelik kapısı açık şekilde kullanılan tuvalet nedeniyle parkta oturan vatandaşlar rahatsız edici görüntülere maruz kalıyor.

Bu görüntü Vakfıkebir’e yakışıyor mu?

İnsanlar para kazanacak diye vatandaş neden bu manzarayı görmek zorunda kalsın?

Annelerimiz, çocuklarımız, ailelerimiz neden böyle bir ortamla karşı karşıya bırakılıyor?

Sosyal medyada paylaştığımız görüntülere “klima suyu” yorumu yapıldı.

Oysa gündüz vakti, oruç saatlerinde çalışmayan bir klimadan su akması nasıl mümkün olabilir?

Gerçekleri örtmek yerine sorunları düzeltmek daha doğru değil mi?

**********************

Kimse kimsenin işine karışmak zorunda değil.

Herkes kendi işini düzgün yaptığı sürece zaten sorun olmaz.

Ama ortada bir yanlış varsa, bunu dile getirmek de bizim görevimizdir.

Bizler gördüğümüzü yazmaya, kamu adına sormaya devam edeceğiz.

Çünkü mesele kişiler değil, Vakfıkebir’in ortak vicdanıdır.

**********************

Edi ile Büdü misali ortaya çıkıp konunun özünü saptırmaya çalışanlar da var…

Biz sorular sorarken, bazıları kendini olayın avukatı ilan etmiş durumda.

Oysa kimsenin kimseyi savunmasına gerek yok. Herkes kendi işini yapsa zaten bu tartışmalar yaşanmayacak.

Rahmetli babamızın hatırına birçok şeye sessiz kalıyoruz ama şunu açıkça söylemek gerekir; Herkes kendi mesleğini yaptığı sürece sorun yok.

Kimisi beyaz eşya tamir eder, kimisi marangozluk yapar, kimisi ticaretini yürütür…

Ama gazeteciliğe yön vermeye kalkmak, yapılan haberi itibarsızlaştırmaya çalışmak kimsenin görevi değildir.

Bizim işimiz soru sormaktır.

Yanlış gördüğümüzü yazmak, kamu adına konuşmaktır.

Kim ne iş yapıyorsa onu en iyi şekilde yapmalı.

Tohum mu satarsınız, soba mı satarsınız, başka bir ticaret mi yaparsınız; elbette herkes ekmeğinin peşinde olacak.

Ama kimse başkasının işine dil uzatmasın.

Bir yanlış varsa biz görürüz, araştırırız ve yazarız.

Çünkü gazetecilik tam olarak budur.